Hani derler ya "aman sen de söyle de kurbağalar kısır kalmasın"...
Eh bizim de eşimiz, dostumuz, akraba-i taallukatımız, çevremiz, sevenimiz
yerinine okurlarımız var yani. Merak etme hakları onların da, bizim bu mesele
hakkında ne düşündüğümüz hususu üzerine. Değil mi? Söyleyelim o zaman...
Valla ben ağlayana dayanamam, kıyamam. Kimsenin ağlamasını, gözyaşı dökmesini
istemem. Elimden birşeyler geliyorsa, yapmaya çalışırım ağlayanı susturmak için.
Öbür yandan da, rahmetli babamın bir sözü, beynimin bir yerlerini tırmalar durur.
"Oğlum en iğrenç yalan gözyaşıyla girendir" derdi.
Başka bir anektot...
Seyircide iz bırakan dizilerden biri olan Hatırla Sevgili dizisinin setinde, bir mola sırasında
usta oyuncu Engin Şenkan'la bir kaynatıverme fırsatı bulmuştuk. Merak ettiğim birşeyi sordum ona.
"Ya abi, durup dururken insan ağlayamaz; rol icabı ağlaması gerektiğinde, ne yapılıyor?"
Güldü. Belki de benim bu konudaki cehalaetime güldü. "Bizimkiler biraz sulu gözlü işte"
esprisinden sonra kısa bir izah geçti yine de: Hoca, birkaç yöntem var. Ama gerçekten, bir sanatçı ağlama
sahnesi canlandıracaksa, ona içini hazırlar ve ağlar. Bazıları "hadi ağla" deyince, inan ağlar. Bazılarına da
işin gerektirdiği uygulama yapılır. Ayrıntıya giremedik; çünkü Yönetmen Ümmü Burhan sert bir işbaşı
komutuyla kesti söyleşimizi.
Şimdi gelelim herkesin takılıp kaldığı Tayyip Recep Bey'in 12 Eylül gözyaşları meselesine.
Hangi kategoriye koysam, bilmem ki? Şu iki durumdan biri değil; bu kesin. Günahını almayalım,
kimyasal müdahale yok, bir; bir de ağlama ustası Bülent Bey'in dediği gibi "derunî" değil...
Çünki, derunî yani içten, yürekten olması için, o acıyı, o üzüntüyü yaşamış ya da yaşayanlarla
paylaşmış olması gerekir. Eğer öyle olsaydı otuz yıl içinde, onun bu meseleyi dile getirdiğini,
üzüldüğünü duyan, gören birileri mutlaka olurdu. Varsa çıkıp söylesin. Bir resim falan da kabulümüz.
Ama yok, yok, yok...
O zaman ya kendini konsantre edecek yeteneğe sahip ya da "ağlama sahnesi!" dendiğinde,
hüngürt foşurt dökülüveriyor yaşlar. Yani Gandi'nin dediği gibi, iyi artistlik yapıyor...
Yoksa ne Tayyip Recep Bey ne de o yol ve gelenekten gelmiş zevat 12 Eylül acısını yaşamış değil.
Ama bugün, 12 Eylül acısı çok lazım onlara. Hazırladıkları paketin sosu olan 12 Eylül hesaplaşması
martavalı kullanılarak "Evet" oyu istenecek. Yerseniz.....
Neden en çok öne çıkardığı isim, eş zamanlı asılan devrimci genç Necdet Adalı değil de ülkücü genç
Mustafa Pehlivanoğlu? Öyle ya, madem tüm asılanlar ağlatıyor onu, neden bu ayrım?
Çünkü devrimciler, Tayyip Recep Bey'in kimliği ve kişiliği ile hiç ilgilenmez, olaya sınıfsal bakarlar.
Ama, AKP içinde ülkücü gelenekten gelenlerin sayısı az değil. Onları tabandan da etkileyip, sayılarını ve
kitlesel desteklerini alabilme umudu var. Ayrıca, şimdiye dek birkaç kez olduğu gibi, MHP'nin katı muhalefetini
de yumuşatma hesabı da gözardı edilmemeli. Yani ki tüm mesele, referandumda "Evet" kazancı meselesi.
Takip edebildiğim kadarıyla, Devlet Bahçeli ve kurmayları bu saldırının önüne yaman bir set çektiler.
Çok sert ifadelerle, ülkücülerin naaşlarını siyaset malzemesi yaptırmayacakları kararlılığı gösterdiler.
Devrimcilerin zaten ciddiye almadıklarını kendisi de biliyor.
O zaman Tayyip Recep Bey ve ağlama ekibinin gözyaşları aktı gitti boşu boşuna....