Bir haftadır sürüyor “28 Şubat Postmodern Darbesi” tartışmaları.
O günleri masaya yatırmak adına kimi gazeteciler işin kökenine gitmek falan istiyorlar ya… Ve de, Süleyman Demirel sabahları kahvaltıdan sonra, sağına soluna bakınıyor, gözü bir telefona, bir kapı ziline kayıyor “arayan soran, gelen giden var mı acaba, mikrofon uzatacak biri var mı?” diye ya…
Gündem kızıştırma ustalığının bitmediğini kanıtlama fırsatı doğdu yine bu arada yine. 28 Şubat araştırmacılarına öyle sansasyonel bir laf etti ki yıllar sonra, “vaaay demek öyleymiş” dedirtti ya da dedirtmek istedi.
Bakın ne diyor Demirel:
Eğer, Sayın Erbakan direnmek isteseydi, o kararlar alınırken direnmesi lazımdı. Salonda kararlar alınırken demesi lazımdı ki: `Ben cumhuriyet hükümeti olarak bu kararları uygulayamam, bu kararların alınmasına da katılamam. Onun içindir ki ben gidiyorum, hoşça kalın.` Salondan çıkmakla bitmeyecekti, öbür odaya geçip istifasını yazıp bana bırakacaktı.`
Dedikten sonra, `İmzalamasa ne olurdu?` sorusuna, `Hiçbir şey olmazdı diyemem. `Ne olurdu`sunu da söyleyemem.
İşte tam Demirelce bir yaklaşım…
Beklenildiği gibi, karşı cenahtan cevap gecikmiyor tabii…
Erbakan adına, sağ kolu veya ne bileyim sol kolu da olabilir, Şevket Kazan diyor ki, “Ağzı olan konuşuyor. Erbakan, Silahlı Kuvvetler`in 18 maddelik kararını o MGK toplantısında onaylamadı. Dönemin MGK Genel Sekreteri İlhami Kılıç Paşa, Erbakan imzalasın diye tam 4 gün Başbakanlık`ın merdivenlerini mesken tuttu. Sonunda Erbakan, Kılıç`a `bu şekliyle imzalamam. MGK kararı haline getirin` dedi. Erbakan`ın 5 gün sonra imzaladığı 18 maddelik metin değil 4 maddelik MGK bildirisidir. Bunu Sayın Demirel de biliyor. İşine geldiği zaman öyle konuşuyor. 28 Şubat`ın mimarlarından biri de sayın Demirel`dir. Bugün ne konuşursa konuşsun.”
* * *
Nasıl buldunuz bu atışmayı?
Peki sizce kim bu 28 Şubat’ın “mimarı”?
Mimar Sinan değil herhalde… Öyleyse kim?
Siz bunu düşünedurun da, benim beklediğim asıl atışma bu değil.
28 Şubat’ın karanlık bir yanı yok çünkü. Açıktan açığa, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde MGK tarafından alınmış, o zamanki hükümet tarafından da uygulanmaya konmuş bir karar. Tartışılması, bugün yürürlükten kaldırılıp kaldırılmadığı ayrı bir tartışma konusu.
Benim beklediğim atışma, çatışma, kakışma daha renkli bir çarpışma…
Aaah şu tartışma bir ilerleyiverse de içine Tansu Çiller de dahil oluverse bir!
İşte benim ve benim gibi aydınlık arayanların defalarca Süleyman Demirel’e yaptığımız “ne olur bu ülkeye karşı son görevini adam gibi yiğitçe yap; şu bildiklerini açıkla; vallahi affedeceğiz geçmişini!” çağrımız yer bulmuş olacak.
Süleyman Demirel gerçekten konuşursa, hani, “Fırat’ın öte yakasında bir koyun kaybolsa, bunu bilmek benim görevimdir; bilirim de…” demişti ya…
İşte onu soruyoruz şimdi.
-Kimler kurdu o çeteleri devlet içinde?
-O yargısız infazlar neydi, kimin emriyle yapıldı?
-Kimler yaktırdı binlerce köyü, dekarlarca ormanları?
-Gözaltında kaybolanlar, sokaklardan toplanıp yok edilenler kimlerin bilgisi içinde yok edildi?
-Senin sevdiğin, sır dostun bir milletvekilinin de içinde bulunduğu o mercedesli kaza nasıl oldu?
………………ve benzeri onlarca soru cevap bekliyor.
Haydi şu atışma biraz genişlesin; Çiller ve Ağar da dahil olsun!
O zaman şu uyduruk, kıytırık darbe tartışmaları da son bulacak inanın!
Meselenin kökenine inilecek.
Haydi Süleyman yap insanlık be!
Vallahi “mekanın cennet olsun” diye dua ederiz sana……